Sonunda, oysa her yaşamı koşullayan şeye bir fiyat biçtik: beslenmeye, barınmaya, bakıma, bilgiye erişime. Bu o kadar doğallaştı ki artık düşünmüyoruz bile. Sageokrasi basit bir soru sorar: ya temel olanın artık satın alınması gerekmeseydi? Cömertlikten değil, ütopyadan değil — bir toplum, ne olursa olsun her bireye neyi güvence altına aldığıyla ölçülür de ondan.
«Ortak varlık» ne demektir
Ortak varlık, herkese ait olup kimseye ait olmayan ve kimsenin mahrum bırakılamayacağı şeydir: hava, su, topraklar. Sageokrasi buna yaşamın temelini eklemeyi önerir — temel gıda, barınma, bakım, eğitim, su, gerekli enerji —, bunları da ortak varlık olarak, koşulsuz ve karşılıksız erişilebilir biçimde düzenler. Bu, herkes için bolluk değildir; kimsenin artık altına düşemeyeceği bir onur eşiğidir. Ve bir komünizm de değildir: herkes sıradan yaşamın mallarını korur — aletlerini, evini, eşyalarını. Kayma yalnızca hayatta kalmanın bağlı olduğu şeyi ilgilendirir.
Onur hak edilmez
Bir çömlekçi uzun bir hastalık geçirir. Aylarca hiçbir şey üretemez. Yine de gıdaya, barınmaya ve bakıma erişimi el değmeden kalır: bu kaynaklar onun etkinliğine bağlı değildir. İyileşince kendi ritminde işe döner; topluluk onun yokluğunu telafi etmek zorunda kalmadı — onu yalnızca kabul etti. İşte projenin kalbi budur: bir kişinin onuru, katkıda bulunma kapasitesine bağlı değildir, ondan önce gelir. İtiraz edilecektir: zorlama olmadan kim çalışırdı ki? Tersi daha olasıdır. Yoksun kalma korkusu kalktığında soru artık ne kazanırım değil, benim için ne anlam taşır olur — ve yanıt neredeyse hiçbir zaman hiçbir şey yapmamak değildir.
Somut olarak neyi değiştirir
Bir toplum, kendine bakamayanlara nasıl baktığıyla tanınır. Temel olanı herkese, en baştan güvence altına almak uzak bir hayal değildir: bu bir örgütlenme seçimidir; zaten var olan kaynaklarla finanse edilir, yalnızca yaşamı taşıyan şeye yönlendirilir. Gerisi — zenginleştiren, genişleten, derinleştiren şey — başka türlü elde edilmeye devam eder. Ama artık hiç kimse yalnızca ödeyemediği için düşmez.